Oyun Dünyanız

Oyunlar ve hakkındakiler
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ahmet kaya

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 273
Kayıt tarihi : 02/05/07

MesajKonu: ahmet kaya   Paz Mayıs 13, 2007 4:32 pm

Ahmet Kaya, 1957 yılında Malatya'da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü
olarak dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını
yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen
çocukluk...



Müziğe olan ilgisini keşfeden babası, Ahmet henüz altı yaşındayken
nerdeyse boyu kadar bir bağlamayı doğum günü hediyesi olarak eve
getirdi ve Ahmet Kaya'nın müzik hayatı böyle başladı.Ailenin yemek
parasından artırılıp alınan bu bağlamanın engellenemez bir fırtınanın
ilk esintisi olduğunun kimse farkında değildi elbette.



Birkaç ay içinde bağlamadan çıkardığı seslerle tüm aileyi bıktırdı.
Oysa ona göre artık sahneye çıkmanın zamanıydı belki de. İnsanlar
dinlemiyorsa o, dinleyecek birilerini mutlaka bulacak kadar inatçıydı.
İlk konserini, bahçedeki kümeste tavuklara verdi. Tavuklar mutlu oluyor
muydu bilinmez; ama Ahmet bu parasız konserleri uzunca bir süre devam
ettirdi. İlk gerçek sahnesi içinse dokuz yaşına kadar beklemek
durumundaydı. Dokuz yaşına geldiğinde babasının çalıştığı fabrikanın
işçilerinin düzenlediği işçi bayramı gecesinde kendini sahnede buldu.



Yaz tatillerinde ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışan
Ahmet Kaya bir süre yanında çalıştığı Başar ağabey'i tutuklanınca,
küçük bağlaması ile ilk bestesini yaptı: "Bir Wolksvagen alacağım,
Adını ‘Başar’ koyacağım"



Ruhi Su’nun plaklarını satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar
giyen uzun saçlı 68’lilerden etkilenen gençtir aynı zamanda..



Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için
İstanbul’a göç eder. İstanbul/Kocamustafapaşa’ya yerleşirler. Ahmet
Kaya'nın ilk izlenimi korkudur.



Ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yılların toplumsal
çatışmaların farkına varmayan Ahmet Kaya İstanbul dışından gelmiş
olmanın farklılığını, yeni bir kültürle içiçe yaşamanın değişikliğini
hisseder bir süre. Türküler, marşlar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneli’den
müzikal anlamda etkilendiğini inkar etmez, ama kendi sesini arar. Bütün
boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. İlk bestelerini
bugünlerde yapar.



Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelde Ruhi Su’yla karşılaşır. Ustayı
çok sevse de yetmeyen birşeyler vardır ve bunu ifade etmeye çalışır
Ruhi Su’ya. Ruhi Su'nun 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar ona.
Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, 'Böyle bağlama çalınmaz!' der. Oysa
Ahmet Kaya asidir, farklı birşeyler yapmak ve kendini aramaktır
istediği. Yıllar sonra verdiği ilk resitalin afişine 'Bağlama Böyle De
Çalınır'ı yazdıracaktır.



Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeği
ondan ayrı büyüyecektir. Bu dönem bestelerinin olgunlaştığı
dönemleridir bu yıllar. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya,
1985 yılına geldiğinde kararını verir. 'Zamanıdır' deyip, koltuğunun
altına şarkılarını alıp, Unkapanı’nın yolunu tutar. Dinleyenlerin
hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki
günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar.
Ama hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere
yansır, Ahmet Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı albümü Danıştay kararıyla
serbesttir.



Kısa bir süre sonra ikinci albümü Acılara Tutunmak'ı yapar. Edindiği
toplumsal, siyasal duyarlılıkla üretim yapmaktadır, peşpeşe albümler
çıkarmaktadır. Üçüncü albümü O sıralar tutuklu olan ve idamla
yargılanan Nevzat Çelik'in 'Şafak Türküsü' şiirini besteler, aynı
zamanda albümün de adıdır 'Şafak Türküsü'. Üllkenin gündemindeki idam
cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların
ailelerinin içinde bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır.



'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Atilla İlhan, Hasan Hüseyin ve
Ülkü Tamer'in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayışlar
içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce
geliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı
sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya,
dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun
yıllar sürer...



Beşinci albümünde ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf
Hayaloğlu'yla çalışmaya başladı. Hayaloğlu'yla beraberlik, Ahmet Kaya
müziğinde uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur.
'Yorgun Demokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği
bakımından yine Türkiye’nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12
Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca
demokratın durumunu dile getirmiştir.



Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya.
Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde
‘sakıncalı’ bir şarkıcıdır artık o.



Konserde kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koç’la altıncı albümü
olan 'Sevgi Duvarı" nın hazırlıklarına başlar. Can Yücel’in aynı isimli
şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü ‘vazgeçilmezlerim’ dediği
Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’siz hazırlar ve bu arada 'Resitaller'
adını verdiği albümde canlı konser kayıtlarını toplar. 'İyimser Bir
Gül' adını taşıyan yedinci albümü çıktığı sıralarda Türkiye doksanlı
yıllara adımını atmış ve Ahmet Kaya gündemi ile ülke gündemi yine
örtüşmüştür. Yeniden Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’ le çalışmaya
başlar. Albümün adı 'Başkaldırıyorum'dur.



Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut
gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale
etmeye çalışan bir 'muhalif'tir artık.



Başı, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı
sıra albümleri ‘sakıncalı’ bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu
sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım
Belada'dır. Ahmet Arif, Atilla İlhan ve Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri ve
şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. Bu arada ağırlıkla
Türk Halk Müziği’nden örneklerin yer aldığı 'Resitaller 2' adlı albümü
yayınlanır.



Onuncu albümü 'Dokunma Yanarsın' ile birlikte hayatında bir takım
değişiklikler gündeme gelir. Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara
imza atan Kaya, 1993’te onbirinci albümü 'Tedirgin'i çıkarır. Ertesi
yıl çıkardığı 'Şarkılarım Dağlara'da hemen hemen tüm şarkı sözlerinin
altına da imzasını atar. Albüm, 'Kum Gibi', 'Ağladıkça', 'Saza Niye
Gelmedin' gibi parçalarla satış rekorları kırarak Ahmet Kaya
diskografisinde ayrı bir yere sahip olur. Toplumsal-kültürel
gelişmelerin getirdiği etkileri üretkenliğe çeviren Ahmet Kaya, 1995
yılında onüçüncü albümü 'Beni Bul' u çıkarır.



Sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknik imkanlarıyla yeniden
deneyerek, ağırlıkla eski şarkılarını düzenlediği dönemde 'Yıldızlar ve
Yakamoz' ortaya çıkar. Bunu, 1998 yılında Yusuf Hayaloğlu ve Osman
İşmen’den oluşan çekirdek kadroyla hazırladığı 'Dosta Düşmana Karşı'
izler.



'Gak Production' isimli bir yapım firması da kuran Kaya, Kent Ozanları
isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını
yapan Çetin Oraner’in albümlerine de yapımcı olarak imza atar.



Profesyonel süreci boyunca onun müziğine çeşitli isimler katkıda
bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat
kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu
türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en
belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve
ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Toplumsal süreçten
kopmamıştır. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir
müzik seyri izlemiştir.



Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında
birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi
oldu. Bu baskılara rağmen Kaya, kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve
mücadele etti.



Kaya, son olarak Gazeteciler Derneği’nde yaptığı konuşmada “Kürtçe bir
klip çekmek istiyorum ve bunu yayımlayacak bir televizyon kanalı
arıyorum” deyince medyanın hışmına uğradı ve bu yüzden Fransa’ya gitmek
zorunda kaldı. Hayatının son yıllarını hakkında açılan davalar yüzünden
Fransa'da geçirmek zorunda kalan Ahmet Kaya 16 Kasım 2000 günü sabah
saat 6'da topragından uzakta kalp krizi geçirip hayata veda etti.











Ağlama bebeğim, Tedirgin, Acılara Tutunmak, Şafak Türküsü, An Gelir,
Yorgun Demokrat, Başkaldırıyorum, Dokunma Yanarsın, Adı Bahtiyar, Başım
Belada, Şarkılarım Dağlara, Yıldızlar ve Yakamoz, Beni Bul ve Dosta
Düşmana Karşı." 1980’lerde Nevzat Çelik'in ”Penceresiz kaldım anne /
Saçlarına yıldız düşmüş, koparma anne” 'Şafak Türküsü' şiirini
türküleştirerek patlama yaptı Ahmet Kaya. Kariyerinde “Ağladıkça”
isimli türkünün büyük bir yeri oldu. Aram Dinkjian’ın bestelediği bu
türkü, sanatçıya sağ veya sol görüşlü farketmeksizin milyonlarca
dinleyici kazandırdı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://eglence.herforum.net
 
ahmet kaya
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Tolga Çevik ve Ailesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Oyun Dünyanız :: Müzik :: Sanatçı Biyografileri-
Buraya geçin: